Enteresan Olaylar katogorisi içinde Yaşanmış korkunç hikayeler Konusu Cadı Kasabanın doğusunda karanlık sisli ormanın içinde tiz bir çığlık yankılandı. ...
|
|||||||
| Kayıt ol | All Albums | Üye Listesi | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#31 (permalink) |
|
Cadı
Kasabanın doğusunda karanlık sisli ormanın içinde tiz bir çığlık yankılandı. Bardaki erkekler dışarı çıkıp ormana doğru baktılar. İçlerinden bazıları çığlığın geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Gençlikleri ve içtikleri bira bunu yapacak cesareti onlara vermişti. Koyu karanlık rutubetli tekin olmayan gecede ıssız ormana daldılar. Bir kadın yerde baygın yatıyordu. Kadının niçin bayıldığı bir bakışta anlaşılıyordu. Ormanda bir şey bulmuştu. Kanlı bir ağaç gövdesinin önünde yerde kımıltısız yatan bir şey. Bu şeyi gördüklerinde ormana koşarak gelen cesur erkeklerden biri kendinden geçip yere yığıldı. İçlerinden bir tanesi elleriyle yüzünü örttü. Bir diğeri bir ağaç gövdesine tutunup yere doğru eğildi ve zemini kaplayan ölü sonbahar yapraklarının üzerine kustu. Hepsi dehşete düşmüştü. Ne yapmaları gerektiğini bilemiyorlardı. Gecenin içinde bir puhu kuşu birdenbire öttü ve hepsi korkuyla irkildi.Buldukları şey bir bebek cesediydi. Vahşice öldürülmüştü. Katil yavrunun ölü bedenine hiç saygı göstermemişti. Berbat etmişti ölüyü. Sivri ağaç dalları ve diğer şeyler.. Ağacın gövdesinde bazı deri parçaları vardı.Kasaba halkı ertesi gün kasaba meydanında büyük bir toplantı düzenledi. Bebeği öldüren bu zalim bu gaddar bu barbar katil derhal yakalanmalı ve işkenceler yapılarak yakılarak öldürülmeliydi. Fakat suçluyu nasıl bulacaklardı? Kimsenin bir fikri yoktu. Şimdilik her gece kasabanın çevresinde nöbet tutulması araştırmayı yürütmek için başkanlığını hakimle rahibin birlikte yürüteceği bir komite kurulması ve kadınlarla çocukların belli bir saatten sonra tek başlarına sokağa çıkmalarının yasaklanmasında karar kılındı. Belediye başkanı ateşli bir konuşma yaptı. Kurbanın ailesi intikam istiyordu. Bebeğin annesi üzüntüsünden hasta olmuş yataklara düşmüştü. Bebeğin babasının saçları bir gecede ağarmıştı. Küçük oğlunun ölü parçalanmış bedenini ayık kafayla görmüştü adam. İntikam istiyordu. Kan istiyordu.İkinci bebek ilkinin bulunduğu günden bir hafta sonra kayboldu. Kaybolan nalbantın iki aylık torunuydu. Biri öğle vakti adamın evine girip çocuğu kaçırmıştı. Küçük kızın annesi o sırada su almak için kuyunun başına gitmişti. Döndüğünde beşik boştu.Çocuğun cesedini sekiz ayrı yerde buldular: Kilise bir ahır meyhanenin kapısının önü belediye binasının önü ve orman. Parçalar farklı günlerde bulundu. Katil hergün bir parçayı kasabadaki belirli bir noktaya bırakıyordu. İnsanlar korku ve paranoya içinde yaşamaya başlamışlardı. Her an her yerde karşılarına zavallı bir küçüğün bedeninden arta kalan kanlı bir et parçası çıkabilirdi. Çoğu bu yüzden korkunç kabuslar gördü.Artık bu gidişe bir son verilmesi gerekiyordu. Anneler çocukları için korkmaya başlamışlardı. İnsanlar diken üzerindeydi. Geceleri sokaklar bomboş kalıyordu. Meyhaneye bile yalnızca bir iki eski müdavim bir iki ayyaş ve bir de ‘hiçbir şeyden korkmayan’ ‘cesur’ gençler geliyordu. Fakat kasaba halkı korku ve tedirginlikten çok öfke ve nefret duyuyordu. Katil ne yapıp edip bulunmalıydı.Bir cadı avı başladı. Katilin bir cadı olabileceği ihtimali zaten daha en başından beri gözönünde tutuluyordu. Bunun resmiyet kazanması ve adının konmasıysa nöbetçilerin bazı ipuçları şehrin dört bir yanına dağılmış bazı gizemli işaretler bulmasından sonra oldu.Önce bir ahırda esrarengiz bir çömlek bulundu. Bu çömlek içinde bazı bitkilerin dövülerek ezilmesinde kullanılmıştı. Çömleği bulan nöbetçi onu kokladıktan sonra derin bir uykuya dalmıştı. Doktorun ve rahibin adamı uyandırmak için harcadığı tüm çabalar boşa gitti. Genç adam komadaydı.Ağaç dallarında esrarengiz ipler bulunmaya başlandı. Hiç kimse bu ipleri çözmeye cesaret edemedi. Kasabanın çevresinde dört bir yanda ağaçlara bu ipler düğümlenmişti.Kasabadaki fare ve sıçan nüfusunda gözle görülür bir artış olmuştu. Sıçanlar ürünü talan ediyor eşyaları kemiriyor hatta küçük hayvanları öldürüyorlardı. Küçük hayvan ölülerine kasabanın her yerinde rastlanıyordu. Bunların tümünün sıçanlar tarafından öldürülmediği de belliydi.Bir sabah bir belediye görevlisi işe gitmek için kasaba meydanından geçerken meydanın tam ortasındaki bir şey dikkatini çekti. Yanına yaklaştığında bunun birbiri ardına konulan taşlarla yere çizilmiş tuhaf bir şekil olduğunu gördü.En sonunda ilk cesedin bulunuşundan tam iki hafta sonra küçük bir kız çocuğunun daha kaybolması bardağı taşıran son damla oldu. Bu küçük kız hiçbir zaman bulunamayacaktı.Kasaba halkı o gece yine meydanda toplandı. Çok sıkı önlemler alınması karara bağlandı. İnsanlar çocuklarını asla yalnız bırakmayacaklardı. Tüm evlerde arama yapılacaktı. Şüphelenilen herkes gözaltına alınıp sorgulanacaktı. Komiteye bu konuda geniş yetkiler tanındı. Komitenin emrindeki askerlere karşı koyan herhangi biri zor kullanılarak yakalanacak kaçmaya çalışan olursa emir beklemeden vurulacaktı.Bir gün sonra araştırmalar başladı. Bütün evler didik didik aranıyor genç erkekler ve kızlar sorguya çekiliyordu. Şehrin saygın ailelerinden ve asillerden pek fazla gözaltına alınan olmadı. Yalnızca genç olanları mahkeme salonunda sorguya götürüp zararsız bir iki soru sorduktan sonra serbest bırakıyorlardı. Hakimin rahibin ve belediye başkanının evleri aranmadı bile. Öte yandan yoksul halkın arasından oldukça yaşlı olmalarına rağmen gözaltına alınanlar olmuştu. Bunların başında da yabancılar geliyordu. Kasaba halkından olmayanlar. Yaşlı bir dilenci kadın.. Gece gündüz içen bir ayyaş.. İşsiz güçsüz bir adam.. Kasabanın delileri.. Kör bir çalgıcı..Sorguların başlamasından sekiz ilk cesedin bulunmasından tam yirmi üç gün sonra katil bulundu. Katil bir avukatın evinde çalışan genç sarışın bir hizmetçi kızdı. Her şeyi itiraf etti. Zaten uzunca bir süredir bu kızla ilgili pek çok söylenti dolaşıyordu. Arkadaşları hizmetçi kızı uçarken gördüklerine yemin ediyorlardı. Odasında esrarengiz kitaplar bulundu. Bunların çoğu din dışı müstehcen şeylerdi. Bazı kitapların içinde büyü tarifi olduğunu sandıkları bazı tarifler de vardı.Genç cadı çocukları nasıl öldürdüğünü anlattı. Kasabada görülen tüm tuhaf işaretlerden de o sorumluydu. Ağaçlardaki düğümler kasaba meydanındaki lanetli taşlar küçük hayvan ölüleri hepsi onun eseriydi.Neden böyle bir şey yaptığını sorduklarında yüzünde esrarlı bir gülümseme belirdi. Cevap vermedi. O an hakim kendini tutmasa bu genç kızı boğazlayıp öldürebilirdi. En şüpheci olanların bile bu kızı tanıyan diğer hizmetçi kızlardan herhangi biriyle konuştuktan sonra katilin o olduğuna dair en ufak bir şüphesi dahi kalmıyordu. Bu yoksul ve dürüst kızlar onun bir cadı olduğuna ve onu uçarken geceyi renklere bürüyüp havada yüzerken gördüklerine İncil’e ellerini basıp yemin ediyorlardı. Gözlerinde korku dolu bir bakış vardı. Doğruyu söyledikleri her hallerinden belliydi.Cadının odasında tuhaf bitkiler bulundu. Bunlardan birini koklayan genç bir asker bayıldı. Arkadaşlarının onu uyandırma girişimleri sonuçsuz kaldı. Ahırda çömleği bulan genç nöbetçinin daldığı uykunun aynıydı bu! Bu kanıt geride kalan son şüpheleri de sildi.Datura stramonium.. Cadının bahçesinde buldukları çiçeğin adı işte buydu. Kızın kendi gibi güzel.. Zehirli lanetli gaddar!Bu lanetli çiçeği bir meşaleyle tutuşturup yaktılar. Onu yetiştiren cadıyı da aynı son beklemekteydi! O gün kasaba meydanı bir bayram yeri gibiydi. Sonunda adalet yerini buluyordu. Zavallı bebeklerin hain katili bu zalim bu adi şıllık cehenneme gidecekti! İntikam günüydü bugün! Kardeşlerim.. Hallelujah!Tek bir endişeleri vardı.. Tek bir korkuları. Bu cadının bir büyü yapıp ellerinden kurtulması.. İplerini çözüverip uçup gitmesi.. Hakkın yerini bulmaması.. Ve bu lanetin sürmesi.. Rahip cellatlara şöyle tembih etmişti: “Cadının gözlerine bakmayın. Sizi büyüler ve siz de ona acımaya başlarsınız.” “Sakın gözlerine bakmayın!”Korktukları tek şey buydu.. Olan da bu oldu! Cadı o gün onun idam edilişini seyretmek için toplanmış bulunan kalabalığın gözleri önünde uçup gitti ve gözden kayboldu:Hizmetçi kızı…. Yaktılar! Küle döndü kız. Bedeninden arta kalan kül rüzgarla havaya savruldu. Ve uçup gitti.Saatlerce süren işkencenin ardından cellat meşaleyi yakmış ve saman yığınını ateşe vermişti. Hizmetçi kız oracıkta çığlık çığlığa can verdi. Halkın zafer nidaları ve haykırışlar alacakaranlığı doldurdu. Sonunda bitmişti! Kurtulmuşlardı! O musibet o illet şey o cehennem kaçkını yaratık artık bir daha asla onları rahatsız edemeyecekti. Masum bebeklerin kanına giremeyecekti.. Gitmişti.Hakimin ve askerlerin çevresini saran halk delice onların lehine tezahüratlar yapıyor onları alkışlıyor ve kutluyordu. Fakat hakim ve mahkeme aslına bakılırsa öyle çok da büyük bir başarı göstermiş sayılmazdı. Sonuçta üç küçük çocuk öldürülmüş ve iki genç asker de lanetli bir uykuya dalmıştı.Ayrıca hizmetçi kız da aslında masumdu! Sorgulama sırasında her şeyi işkenceye bir son versinler diye itiraf etmişti.O gün şehir meydanında genç ve masum bir kızı yaktılar! Sonra da onun küllerinin doldurduğu havayı içlerine çekip “Adalet!” diye haykırdılar. Dünya’nın her yerinde.. Yaptıkları hala budur. Not: Katil rahipti. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Korku Tüneli
Korkmaya ihtiyacı vardı. Yemeğini yemiş ![]() suyunu içmiş ve uyumuştu. Artık filmler yetmiyor insan yiyen böcekler![]() dinozorlar vampirler uzay yaratıklarıve zombiler heyecanlandırmıyordu onu. Mısırını yerken perdeden pençeler fırlıyor ![]() gazozunu içerken kan fışkırıyordu. Zarar vermeyen korku ne gÜzel korkuydu.İşte emniyet içinde koltuğunda oturuyordu. Birazdan film bitecek sinema![]() kalabalığı damperli bir kamyon gibi caddeye boşaltacaktı. Korkmak için para ödüyordu sinemalara. Korkmaya ihtiyacı vardı. Yeni açılan bir lunaparktan sözetmişlerdi. Korku tüneli müthişmiş. Bayılanlar oluyormuş heyecandan. Abartıyorlardır dedi kendi kendine.Seyrettiği filmlerdeki en korkunç sahneler bile kılını kıpırdatmıyordu. Alışkanlığın elleri boğuyordu heyecanını. Yine de denemeye değerdi. Yemeğini yemiş suyunu içmiş ve uyumuştu.Korkmaya ihtiyacı vardı. Lunapark rengarenk ışıklarıyla şehrin ortasında devasa bir gecelambası gibi yanıyordu. Bir balerin kulak zarlarını titreten müziğin eşliğinde dansediyor uçuşan eteklerindençığlıklar yükseliyordu. Donuk gözleri döndükçe kah bir palyaçoya ![]() kah çocuğunun elinden tutmuş bir babaya kah bir baloncuya değiyordu.Aynı müziği dinlemekten aynı şekildedansetmekten bıkmış gibiydi. Yüzünde korkunç bir ifade vardı. Eteğindeki insanları silkelemek havalara fırlatmak geçiyordu içinden. Ama kumanda odasındaki adam izin vermiyordu ona. Bir düğmeye basınca hızlanıyor bir düğmeyebasınca yavaşlıyordu. Durması için bir düğme yetiyordu. ‘Bu kez dinlemeyeceğim ’ dedi balerin.‘Yavaşla’ düğmesine rağmen dönüşünü hızlandırdı. Kumanda odasındaki adam şaşırmıştı. Balerin gittikçe hızlanıyordu. ‚çığlıklar birbirine karıştı. ‘Yavaşla’ düğmesi çalışmıyordu. Operatör bütün gücüyle basıyordu düğmeye. Balerin deli gibi eteklerini savuruyor ![]() imdat sesleri yükseliyordu. Korkmaya ihtiyacı olan adam ![]() bu işte bir tuhaflık olduğunu düşündü. Balerinin asit dolu gözleri üzerine değince yandığını farketti. Kendi etrafında bir tur daha atar atmaz gözünün içine bakmalı ve ‘Hadi ama yeter!’ diye azarlamalıydı onu. Birden kumanda odasındaki ‘yavaşla’ düğmesi Çalıştı. Balerin yavaşladı ve durdu. İnsanlar korku ve isyan içinde kumanda odasına doğru yürürken balerinindudaklarında hınzır bir gülümseme belirdi. Korkmaya ihtiyacı olan adam ![]() ‘Bu lunaparkta bir gariplik var ’ dedi.Balerin ‘Hadi ama yeter!’ sözüyle yavaşlamIş olabilir miydi? Tesadüftü elbette. Ya gülümseme... ‘Bu kadar Çok korku filmi izlersen böyle olur ’dedi kendi kendine. Korku tüneline doğru giderken atlıkarınca çıktı karşısına. ‚çocuklar atlara binebilmek için sıra bekliyordu. Siyah beyaz kırmızı mavi![]() yeşil mor rengarenk atlar yükselipalçalarak dönüyorlardı. Kalabalığın arasına karışıp çocukları seyretmeye başladı. Neşeyle atların kafalarını sallıyorlar ![]() Çayırlarda dağlarda koşturuyorlardı. İnsanı yere atmayan at ne güzel attı.‚çocuklardan sadece biri gülmüyordu. Neredeyse ağlamak üzereydi. Dikkatle baktığında bir tek onun atının başını sallamadığını gördü. ‚çocuk başın iki yanındaki kulpları itmeye Çalışıyor ama at inatla kafasını sallamıyordu.Başını sallamayan atı incelemeliydi. Döndüğü için sadece önünden geçtiği anlarda bunu yapabilirdi. Anneler ![]() kendi Çocukları önlerinden geçtikçe el sallıyorlardı. işte onun atı da geliyordu. ‚çocuk hala başını sallamaya uğraşıyordu. Tam önünden geçerken atın başına eliyle hafifçe vurup ‘Aptal şey’ dedi. At aniden başını çevirdi. Garip bir ses Çıkartarak elini ısırmaya çalıştı. Sonra dişlerini göstererek uzaklaştı. Adam ‘Abarttın’ dedi kendi kendine ‘Abarttın’. O sırada bir palyaço yaklaştı yanına. Kocaman kırmızı burnu ‘Gondolu gördün mü gel!’ derken bir aşağı bir yukarı oynuyordu.Gondol şeklindeki bir salıncaktı bu. Kayığın uçları sırayla gökyüzünü yokluyordu. Her inişte yere bir parça karanlık indiriyor ![]() her yükselişte göğe bir parça çığlık taşıyordu. Palyaço ‘Sen de bin!’ dedi. O lunaparkasadece korku tüneline girmek için gelmişti. Hesapta ‘gondol’ yoktu. Palyaço ‘Hadi!’ diye ısrar etti. Kıramadı. Gondol boşaldıktan sonra ucunda kaptan heykeli bulunan tarafa yerleşti. Bakalım yanına kimler oturacaktı. Hayret! Hiç kimse gondola binmek istemiyordu. Aşağıda biriken meraklı kalabalık gondolun hareketetmesini bekliyordu. Tedirginlik içinde ‘Başka yolcu yok mu?’ diye sordu. Palyaço ‘Hayır!’ dedi. Gondol hareket etmeye başladı . …önce ağır ağır sonra hızlı hızlı sallandı.Daha sonra uçarcasına gidip gelmeye başladı. Bir önceki seferde yolcular beraber çığlık atarak heyecanlarını bölşüyorlardı. Korkuyu bile paylaşmak güzeldi. Oysa şimdi... Palyaço aklından geçenleri anlamış gibi elini havaya kaldırdı. Bunun Üzerine aşağıda biriken kalabalık ‘Heey!’ diye bağrıştılar. Artık kayığın her düşüşünde el kalkıyor ![]() aşağıdakiler hep birlikte çığlık atıyordu. O kadar hızlanmıştı ki bir an yerinden fırlayacağını zannetti. Elleriyle yapışmıştı önündeki demire. Başı dönüyor ![]() midesi bulanıyordu. Palyaço elini artık kaldırmıyor kalabalıktan çıt çıkmıyordu.Ay ışığı gondolu ve yüzünü yalıyordu. Sarı bir yüzdü bu. aniden sırtında bir şey hissetti. Sırtına dokunuluyordu. ‘Yok canım!’ dedi. ‘Gondolda benden başka kimse yok’. Ancak arkadaki hareket Israrlıydı. Dürtükleme neredeyse tekmeye dönüşecekti.Arkasına dönmeye cesaret edemiyordu. ‘Hey baksana buraya!’ diye bir fısıltıyla ürperdi kulağı ve vücudu birden buz kesti. Arkaya hala bakamıyordu. ‘Kimsin sen!’ dedi kendi kendine ‘Kaptan!’ dedi arkadaki ses. ‘Gemimde ne işin var?’ Bütün cesaretini toplayarak arkaya döndü. Tahtadan bir kaptan heykeli... Hiçbir hareket yoktu. ‘İnmeliyim!’ diye bağırdı palyaçoya ‘İndir beni!’. Palyaço elini kaldırdı. Seyirciler son kez ‘Heey!’ diye bağrdılar. Gondol durdu. Fena halde dönüyordu başı. Hemen eve gitmeliydi. Vakit geç olmuştu. Palyaço: ‘Ya korku tüneli ’ dedi.‘Oraya girmeyecek misin?’ ‘Nereden biliyorsun?’ diye sordu Ürpererek. ‘Korku tüneli için geldiğimi nereden biliyorsun!’ Palyaço bu soruyu; ‘Bildiğim bir şey yok. Lunaparka gelen herkes korku tünelini görmek ister.’ diye cevapladI. *** RaylarIn Üzerinde yürüyen arabalar ![]() yolcusunu alır almaz hareket ediyor ![]() korku tünelinin kapısına Çarpıp içeri dalıyordu. Sonunda sırası gelmiş arabası hızlakaranlığa karışmıştı. Hiçbir şey görünmüyordu. YağlanmamIş tekerleklerin raylar Üzerinde çIkardığı metalik ses sinir bozucuydu. ‚çok geçmeden sirenler çalmaya çığlıklaryankılanmaya başladı.Kendisinden öncekilerin çığlıkları olmalıydı. Demek sürprizler yaklaşıyordu. Arabası tam bir virajı alıyordu ki aniden yavaşladı. Karşısına ağzını açıpkapayan ve pençesini sallayan bir ayı Çıktı. Kırmızı ışıkla yüzü aydınlatılmıştı ve garip sesler çıkarıyordu. Klasik korku tüneli numaraları ![]() diye düşündü. çok geçmeden kervana başka vahşi hayvanlar da katıldı. Peşi sıra mumyalar başına balta göğsünebıçak saplanmış adamlar cadılar![]() hortlaklar cüzzamlılar sökün etti. İskeletlerona el sallarken gülüyordu. Aman ne korkunç!Niye girmişti ki tünele? aniden boynuna sarkan yılan dışında hiçbir şeyden ürpermemişti.Araba hızlanmaya başladı. Artık garip yaratıklar çıkmıyordu karşısına. Demek tünel yolculuğu bitiyordu. İşte kendinden önceki araba da tünelden Çıkıyordu. İçeriye sızan ışık çıkış kapısını aydınlatıyordu. Tam kapının önüne gelmişti ki araba aniden durdu. Elektrikler mi kesilmişti acaba? Hayır! Araba geri geri gitmeye başladı. Ne oluyordu? Sistemde bir arıza mı vardı? Ya kendisinden sonra tünele giren arabalarla Çarpışırsa! Belki onlar da geri geri gidiyordur diye düşünürken araba dahaönce yanından geçtiği bir mağaranın içine dalıverdi. Korkunç bir hızla yokuş aşağI gidiyordu. Siren sesi kesilmişti. Sadece tekerleklerin gıcırtısı duyuluyordu. Zifiri karanlıkta hiçbir şey görünmüyordu. Gözlerini yumup tünelden Çıkıncaya kadar açmamaya karar verdi. Ancak şiddetli bir gökgürültüsü bu kararını bozmakta gecikmedi.Şimşekler Çakıyor mağaranın duvarını yeryer aydınlatıyordu. Aydınlanan yerlere fotoğraflar yapışıyor ve düşüyordu... Caddenin ortasında kan kaybediyordu adam. Görünürde ambülans yoktu. Bir başka adam tezgahta böbreğini satıyordu. Vitrin camlarIna gözler yapışmıştı. Adama bak! Evini yıkmasınlar diye elini doğruyordu. Ya mavi elbiseli kız neden okula alınmıyordu?Bir dede torunlarını boğuyor bir Çocuk babasınıtokatlıyordu. Beyaz kanı ne çabuk sarıyordu!İlanlar yapıştırılıyordu duvarlara. Kasap Çengelleri için kuzu aranıyordu. Kapsama alanı dışındaydı herkes. Bütün tuşlardan aynı ses geliyordu. Sonunda fotoğraflar düştü gökgürültüsü kesildi![]() şimşekler söndü Karanlık hakim oldu mağaraya. Yine hiçbir şey görünmüyordu. Araba hızla devam ediyordu yoluna. Ya bu ıslaklık? Yağmur mu yağıyordu? Ellerine başına![]() yüzüne damlalar düşmeye başladI. Sık sık eliyle yüzünü siliyordu. Araba uçuyor rüzgarıyüzündeki ıslaklığı soğutuyordu. VE DURDU... EVET ARABA DURDU! Karşısındaki duvarda cılız bir ışık yandı. Aman Allah’Im! Bu nasıl bir adamdı? Elleri yüzü her tarafı kan içindeydi.Kolunun biri kopmuş gözleri oyulmuş![]() kalbi sökülmüştü. Hayır bu bir oyun olamazdı.Kan kokusu duyuyordu. Bu kadar doğal bir maket olamazdı! Olabilir miydi yoksa? Ona dokunmalıydI. Korkudan kalbi yerinden fırlayacaktı. Dokunmalıydı ona. Elini yaklaştırdı. Titriyordu. Loş ışıkta duran adama dokundu. Kanın sıcaklığını neden duymuyordu? Etin yumuşaklığını neden hissetmiyordu? Soğuk parlak bir yüzeydi dokunduğu.Biraz daha dikkatli baktı: AYNA! AYNAYA DOKUNUYORDU ![]() |
|
|
|