KeyifKafe

Ergenekon Destanı

Edebiyat icinde Ergenekon Destanı konusu , Ergenekon Destanı Büyük Türk Destanı'nın bir parçasıdır. Kök-Türkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı'nın Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup en büyük Türk destanlarından ...


Go Back   KeyifKafe > Akademik > Edebiyat

Kayıt ol All Albums Üye Listesi Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
  #1 (permalink)  
Alt 06-05-2007, 02:47 AM
Fresa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Fresa Fresa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Gümüş Keyifci
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 3.435
Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı Büyük Türk Destanı'nın bir parçasıdır. Kök-Türkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı'nın Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup en büyük Türk destanlarından biridir. Ergenekon Destanı'nın Türk toplum yaşamında yüzyıllarca etkisi olduğu gibi bugün bile Anadolu'nun dağlık köylerinde birtakım gelenek ve göreneklerde etkisi görülmektedir.

Ergenekon Destanı Bozkurt Destanı'nın ana çizgileri üzerine kurulmuş olup bu destanın serbestçe genişletilmiş biçimidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile kaynağını belirleyen Türk soyu Ergenekon Destanı ile de gelişip güçlenmesini yayılış ve büyüyüş dönemlerini anlatmıştır. Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt Destanı'nın bittiği yerde Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Efsanesi'nin devamı Ergenekon Destanı'dır. Ergenekon Destanı Cengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri açıkça Kök Türkler ile ilgilidir. Kök Türk Devleti MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin ilkel Moğollar'dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca Ergenekon Destanı'nın ana motiflerinden biri Demirci'dir. Destanda demirci dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt'un önderliğinde Ergenekon'dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki Göktürkler'in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler'in ataları demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir. Göktürkler'in temel toprakları olan Altay ve Sayan dağları zengin demir madenlerinin bulunduğu bir yerdi. Burada çıkan demirin yüksek cevherli olması ve Türkler tarafından mükemmel bir biçimde işlenmesi çağın Türk savaş endüstrisinin en önemli özelliği idi. Göktürkler çağında Türkler'in işlettikleri demir ocakları ve dökümevleri bulunmuştur. Göktürkler demirden ürettikleri kılıç kargı bıçak gibi savaş araçlarının yanında yine demirden saban kürek orak gibi tarım araçlarını yapmakta da usta idiler. Oysa Göktürklerden tam beş yüzyıl sonra yine Türklerle birlikte olmak üzere bir devlet kuran Moğollar demirciliği bilmezlerdi. Cengiz Han zamanında Moğollar'a elçi olarak gönderilen Çin'deki Sung sülalesinin generali Men Hung yazmış olduğu ''Meng-Ta Pei-lu'' adlı ünlü seyahatnamesinde Moğollar'ın Cengiz Han'dan önce maden işlemeyi bilmediklerini ok uçlarını bile kemikten yaptıklarını Moğollar'a demir silahların Uygur Türkleri'nden geldiğini anlatmaktadır. Zaten Moğollar demirciliği Uygur Türkleri'nden öğrenmişlerdir. Aslında demircilik o çağın Moğol düşüncesine göre büyücülere özgü korkunç bir sanattı. Ayrıca Bozkurt Türkler'in kutsal hayvanıdır. Moğollar'ın kutsal hayvanı köpektir.

Ergenekon Destanı'nda Türkler Ergenekon ovasından çıkmak istediklerinde yol bulamazlar. Çare olarak da dağların demir madeni içeren bölümlerini eritip bir geçenek açmayı düşünürler. Demir madenini eritmek için dağların çevresine odun-kömür dizilir ve yetmiş deriden yetmiş körük yapılıp yetmiş yere konulur. Yedi ve yetmiş sayıları dokuz ve katları ile birlikte Türkler'in mitolojik sayılarındandır. Moğollar'ın mitolojik sayıları ise altı ve altmıştır. Destanda altmış yerine yetmiş sayısına yer verilmesi bu efsanenin Moğolca bir metinden öğrenilmemiş olduğunu Türkler'e ait olduğunu gösterir.

Mağaralar Türk mitolojisinde ve Türk halk düşüncesinde önemli bir yer tutarlar. Bu yalnızca Göktürk efsanelerinde Bozkurt ve Ergenekon destanlarında değil Anadolu'daki masallarda da böyledir. Göktürk efsanelerinin Bozkurt ve Ergenekon destanlarındaki motiflerin ufak değişikliklere uğramış örneklerini Anadolu efsanelerinde de bulabiliriz. Hatta islami hikayelerde bile:

Bir Anadolu efsanesinde peygamberin torunu (?) Muhammed Hanefi önüne çıkan bir geyiği kovalar. Geyik bir mağaradan içeri girer. Muhammed Hanefi de geyiğin arkasından mağaraya girer. Mağaradan geçerek büyük bir ovaya varır ve burada Mine Hatun'la karşılaşır. Dikkat edilirse bu Anadolu efsanesindeki mağara Bozkurt'un hayatta kalan tek Türk gencini götürdüğü mağaranın ve mağaradan çıkılan ova da yine Bozkurt Destanı'ndaki kurdun yaşayan tek Türk gencini mağaradan geçerek götürdüğü ovanın aynısıdır. Ayrıca yine bu ova Ergenekon Destanı'ndaki Kayı ile Tokuz Oguz'un yurt tuttukları ovanın aynısıdır.

Altay Türkleri'nin efsanelerinde de Bozkurt ve Ergenekon destanlarının izlerini görmek mümkündür. Bir Altay efsanesinde bir bahadır avlanırken karşısına çıkan geyiği kovalamağa başlar. En sonunda bir Bakır-Dağ'ın önüne gelirler. Baştan başa bakırdan yapılmış olan dağ birden açılır ve geyik açılan delikten içeri girer. Genç bahadır da geyiği izler. Az sonra geyik kaybolur. Efsanenin devamında bahadır türlü canavarla iyi yürekli yaşlı kişilerle çok güzel kızlarla karşılaşır. Bu Altay efsanesinde de aynı mağara ve mağaradan geçilerek ulaşılan ova motifleri vardır ve bu Altay efsanesi Muhammed Hanefi'nin efsanesine belirgin bir biçimde benzemektedir. Altay masal ve efsanelerinde bu tür öykülerin daha mitolojik biçimde olanları da vardır.

Asya Büyük Hun Devleti'nde bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası'na giderler ve orada hakanın başkanlığında dini törenler yapılır atalara saygı gösterilir. Aynı törenler Göktürk Devleti'nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası Bozkurt'un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon'a ulaştırdığı mağaradır. Ancak bugün bu mağaranın yeri bilinmiyor. Tabgaçlar da kayaları mağara biçiminde oyarlar ve burada yere göğe ata ruhlarına kurban sunarlardı. Bu kurban töreninden sonra da çevreye kayın ağaçları dikilir o bölgede kutsal bir orman oluşturulurdu. Asıl önemli olan nokta ise bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Ayrıca Aybek üd-Devâdârî'nin anlattığı Türkler'in kökenine ilişkin ''Ay Ata Efsanesi''nde de mağara ve mağarada türeme motifi vardır. Bu efsanede de Türkler'in ilk atası olan Ay Ata bir mağarada meydana gelir. Ay Ata Efsanesi'ndeki mağara ilk ataya bir ana rahmi görevi görmüştür.

Ergenekon Destan'ı Türkler'in yüzyıllarca çift sürerek av avlayarak maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal toprakların öyküsüdür. Ergenekon Destanı'nın önemli bir çizgisi Türkler'in demircilik geleneğidir. Maden işlemek demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak Eski Türkler'in doğal sanatı ve övüncü idi. Ergenekon Destanı'nda Türkler demirden bir dağı eritmiş ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirmişlerdir.

Ergenekon Destanı ilk kez Cengiz Han'ın kurmuş olduğu Türk-Moğol Devleti'nin tarihçisi Reşideddin tarafından saptanmıştır. Reşideddin ''Câmi üt-Tevârih'' adlı eserinde Ergenekon Destanı ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Fakat Reşideddin -yukarıda da değinildiği gibi- bir Türk destanı olan Ergenekon Destanı'nı moğollaştırmıştır (Ergenekon Destanı'nın nasıl moğollaştırıldığı hakkında Prof.Dr.Bahaeddin Ögel'in Türk Mitolojisi [1.cilt 59-71. sayfalar] adlı yapıtında geniş bilgiler vardır).

Ergenekon Destanı Hıve hanı Ebulgazi Bahadır Han'ın 17.yy.da yazmış bulunduğu ''Şecere-Türk'' (Türkler'in Soy Kütüğü) adlı esere de kaydedilmiştir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kurtuluş Savaşında'ki Anadolu'yu Ergenekon'a benzeterek aynı adı taşıyan bir kitap yazmıştır.

Ergenekon Destanı'nda Bozkurt öteki Türk destanlarında da olduğu gibi ön planda ve baş roldedir. Bu kez Türkler'e yol göstericilik kılavuzluk yapmaktadır.

Bir rivayete göre Türkler Ergenekon'dan 9 Martta çıkmışlardır. Başka bir rivayet ise bu tarihi 21 Mart (Nevruz Bayramı) olarak verir. Öyle anlaşılıyor ki Ergenekon'dan çıkış işlemleri 9 Martta başlamış 21 Martta da tamamlanmıştır.

Destan aşağıda özetlenmiştir:

Türk illerinde Türk oku ötmeyen Türk kolu yetmeyen Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.

Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türkler'e hile yapmazsak halimiz yaman olur !"

Tan ağaranda baskına uğramış gibi ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler ''Bunların gücü tükendi kaçıyorlar'' deyip artlarına düştüler. Düşman Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman Türkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler küçükleri tutsak ettiler.

O çağda Türkler'in başında İl Kagan vardı. İl Kagan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer atlar öküzler koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türkler'in vardıkları ülkede akarsular kaynaklar türlü bitkiler yemişler avlar vardı. Böyle bir yeri görünce ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "ERGENEKON" dediler.

Zaman geçti çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar çoğaldılar çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım."

Türkler kurultayın bu kararı üzerine Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun bir kat kömür dizdiler. Dağın altını üstünü yanını yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı eridi akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi Türk'ün önünde dikildi durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler Bozkurt'un önderliğinde o kutsal yılın kutsal ayının kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.

Türkler o günü o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün Türkler'in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon'dan çıktıklarında Türkler'in kaganı Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki eskisi gibi bütün iller Türkler'in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti'ni dört bir yana egemen kıldılar.

Türk Beğleri Ergenekon'dan Çıkış Gününü Kızgın Demir Döğerek Kutluyorlar.
__________________
Belkide uzak mesafeler arasındahayaller bile dayanamaz usulca silinirler…
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ergenekon Destanı & Nevruz Bayramı -Geniş Bilgiler Kolera Türk Tarihi 0 11-21-2008 08:51 PM
Ergenekon Destanı..... Kolera Türk Tarihi 0 11-21-2008 08:44 PM
Ergenekon seçimlere el atmış tcaner Yurtiçi Haberleri 0 08-15-2008 10:27 AM
Göç Destanı Fresa Edebiyat 0 06-05-2007 02:48 AM
Şu Destanı Fresa Edebiyat 0 06-05-2007 02:45 AM


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:00 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO