KeyifKafe

AĞITLAR ve TARİHİ OLAYLAR

Edebiyat icinde AĞITLAR ve TARİHİ OLAYLAR konusu , AĞITLAR ve TARİHİ OLAYLAR Dr. Ömer Faruk YALDIZKAYA Tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış olaylar hem iyi hem de kötü yönleriyle bu olayları yaşayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Mitik dönemde insanoğlunun dü...


Go Back   KeyifKafe > Akademik > Edebiyat

Kayıt ol All Albums Üye Listesi Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
  #1 (permalink)  
Alt 09-04-2007, 09:43 AM
tcaner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
tcaner tcaner isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Vip üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4.249
AĞITLAR ve TARİHİ OLAYLAR

AĞITLAR ve TARİHİ OLAYLAR
Dr. Ömer Faruk YALDIZKAYA

Tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış olaylar hem iyi hem de kötü yönleriyle bu olayları yaşayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Mitik dönemde insanoğlunun dünyayı ve evreni kavramaya çalışması ve bu çerçevede oluşturulan düşünce ve olaylar mitik anlatmalarda yer bulmuş epik dönem adını verdiğimiz dönemde yaşanmış olaylar bir kahraman etrafında bütün bir milletin başarısını ve ideallerini gösterecek şekilde aktarılmıştır. Roman dönemine gelindiğinde ise daha bireysel olaylar etrafında yoğunlaşma olduğu ve bu çerçevede iki kişi arasında yaşanan duygusal ilişkiler konu edilmiştir. Gerek epik ve gerekse roman döneminden itibaren toplumların üzüntü gam ve kederlerini dile getirdikleri daha kısa halk yaratmaları da vardır. Bunlarda hem tarihte yaşanmış olaylar yer alırken hem de bireysel üzüntü ve sıkıntılar da dile getirilmiştir.

Biz bu bildirimizde yakın dönemde Türk insanının yaşadığı önemli tarihi olaylar ve bunların halk yaratmalarından ağıtlara nasıl yansıdığını ele alacak ve yazılı tarih yanında ağıtların da yazılı olmayan tarihi belgeler şeklinde halkın yaşanan olaylar karşısındaki üzüntü ve tepkisinin nasıl dile getirildiğini tartışacağız.

Bildirimizin asıl konusuna geçmeden önce ağıt ve ağıt söyleme geleneğinin kültürel derinliği ile coğrafi boyutları hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. İnsanlar başta ölüm olmak üzere çeşitli sebeplerle sevdiklerinden ayrılmak durumunda kalırlar. Kişilerin hastalanması kızın gelin olması delikanlının askere gitmesi vatan toprağının kaybedilmesi sevgilinin gidip de geri dönmemesi sel baskını zelzele yangın salgın hastalık gibi büyük felaketlerin meydana gelmesi sevilen hayvanların kaybı ve ölümü üzerine söylenen ezgili şiirler ağıt türünden eserlerdir. Bütün bunlardan hareketle ağıt; İnsanoğlunun ölüm karşısında veya canlı - cansız bir varlığını kaybetme korku telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini feryatlarını talihsizliklerini düzenli - düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif edilmiştir. (Elçin 1990: 1).

Başka bir ifadeyle ağıtları şöyle tanımlamak mümkündür: "Yüreğin titreyişi sonucu söylenilen ve milli şiirlerimizin en dokunaklısı olarak adlandırdığımız ağıtlar ölenin ardından dökülen gözyaşları ve çekilen gönül ıstırabının acı dolu terennümleridir."(Yaldızkaya 1992:11).

Türk kültüründe oldukça köklü bir maziye sahip olan ağıt ve ağıt söyleme veya ağıtçılık geleneği çeşitli Türk boyları tarafından günümüze kadar yaşatılan ortak en eski geleneklerden birisidir.

Orhun Âbideleri'nde "Sıgıt" ve "Sıgıtçı" olarak gördüğümüz ağıt ve ağıt söyleme geleneği Türk boylarındaki dil ve gelenek farklılaşması ile geniş bir coğrafyaya dağılma sebebiyle çeşitli kelimelerle adlandırılmıştır. Bazı Türk boylarında bugün ağıt ve ağıt söyleme geleneğiyle ilgili şu kelimelere rastlamaktayız.

Çin Halk Cumhuruyeti' ne bağlı Doğu Türkistan' da yaşayan Uygurlar ağıt türü şiirlere "Mersiye koşukları" Kuzey Kafkasya' da yaşayan Kıpçak lehçesiyle konuşan Karaçay - Malkar Türkleri; "Küv" Kerkük Türkleri; "Sazlamağ" Kırım Tatarları; "Taqmaq" adını vermektedirler.

Ağıda Özbekler; "Matemname" Kazak ve Kırgızlar; "Coktav" Azeriler; "Ağı" Batı Türkistan sahasında yaşayan Türkmenler; "Ağı" "Tavs" "Tavşa" Kuzey Kafkasya'da ve Dobruca'da yaşayan Nogaylar; "Bozlau/Bozlaw" Başkurtlar; "Märsiya äytiv" Kumuklar; "yas" Gagauzlar; "dizmek" adını verirler (Yaldızkaya 1992:11; Kaya 1999: 245; Özkan Horata 1999: 319 ).

Ağıt kelimesinin Almanca'da karşılığı "totenlage" Fransızca'da "élégie" Rusça'da "plaç priçitaniya" İngilizce'de "lament" kelimeleridir.

Geçmişi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yanı sıra halk yaratmalarını anlamak ve halkın yarattığı bu değerlerden faydalanarak doğrulara varmak geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Tarihçiler tarihi olayları bulabildikleri belgelerle yorumlayarak yazar ancak o tarihi olayları bir de halkın gözüyle görmek bizim konuya daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Çünkü her olayda özellikle de savaşlarda sevinci de acıyı da yaşayan halktır. Tabii olarak bunun yansımaları da halk yaratmalarında görülecektir.

Halkın duyduğu üzüntü keder ve sıkıntıları en iyi şekilde yansıtan halk yaratmaları içinde belki de en önemlisi ağıtlardır. Çünkü yaşanan olaylar tüm gerçekliğiyle ağıtlarda gözler önüne serilir. Bildirimizde sözlerini vereceğimiz ağıtlar; tarafımızdan derlenen ve bir bölümü "Türkmen Ağıtları" adlı eserimizde bir bölümü de "Erciyes Dergisi"nde yayınlanan ağıtlardır.
Türkiye Türklerini en fazla etkileyen ve hemen her aileden bir veya birkaç bireyin kaybedildiği önemli tarihi olaylardan biri de Türk Kurtuluş Savaşı'dır. Bu savaşta kaybedilen yüz binlerce Türk evladı için pek çok ağıt yakılmıştır. Bu durumu Kurtuluş Savaşı'nda şehit olan Bayat'tan Ali Osman'a bacısı Şerife Aydın'ın yaktığı ağıtta açıkça görmekteyiz.

Şafak söktü tan yerleri atıyor
Tren gelmiş acı acı ötüyor
Kardeşim şehit olmuş yerde yatıyor
Ak elleri kızıl kana batıyor.

Ağıdın devam eden aşağıdaki mısraları kardeşinin şehit olmasıyla kendisinin kimsesiz ve yalnız kaldığını düşünen ağıtçı kadının sözleri "feleğe sitem" ile doludur.

İlkbaharda her çiçekler bezeri
Sonbaharda döker yaprak gazeli
Kardeşim şehit olmuş nerde mezarı?
Felek beni taşa çaldı neyleyim.

Felek sille vurdu ben oldum sersem
İyi olmaz dediler her kime sorsam
Varsamda hekime muayene olsam
İyi olmadık derdi hekim neylesin.

Ben gurbeti geze geze yoruldum
Evvel altın idi şimdi pul oldum
Değer bilmez kötülere kul oldum
Felek beni taşa çaldı neyleyim.

Kanatlarım yoktur çırpınıp uçmaya
Dizlerim tutmuyor karlı dağlar aşmaya
Ellerim ermedi helallaşmaya
Felek beni taşa çaldı neyleyim. ( Yaldızkaya1992: 36)

Çanakkale Savaşı'nda; birçok eli kalem tutan okur-yazar Türk genci şehit olmuş niceleri sakat kalmıştır. Ağabeyi Çanakkale Savaşı'nda şehit olan bir kız tarafından yakılan aşağıdaki ağıt bunu ne güzel ifâde etmektedir:

Çanakkale derler yeşil gavaklı
Mollaların mürekkebi boyaklı
Neçe gulların var ağaç ayaklı
Ağaç ayağınan gelsen n'olurdu.

Çanakkale derler yeşil söğütlü
Neçe molla getti eli divitli
Bi mektup atayım üstü tahütlü
Mektubum ordunu bulur m'ola.

Ağılıdır Çanakkale goyağı
Babamoğlu dizlerimin dayağı
İrengide bana benzer bayağı
Gurbanlar olurum babamoğluna.

Edem gözelidi gıyıdan getmiş
Sürek öküz gibi boynunu bükmüş
Şu gevur dinsizi denklemiş atmış
Acep babamoğlun yudular m'ola.
Yumadan gabire godular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 39)

Derlediğim bir başka Çanakkale ağıdı da Suvermez köyünden Devecioğulları sülâlesinden Macar Lâkaplı Salih'in Çanakkale'de şehit olmasıyla annesi tarafından yakılan ağıttır. Ağıtta yoğunlukla şehidin geride bıraktığı eşi ve çocuğunun ne olacağı endişesi vurgulanmaktadır:

Hucûm demiş Alamanın zabiti
Yavrumun kefeni asker kabutu
Salına girmeye yoktur tabutu
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Topun dumanı da ağmış havaya
Gözlerim yavrumu dönmez sılaya
Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Çanakkale nerde Suvermez nerde?
Her ana dayanmaz bu zalim derde
Ahmed'in babasız eğlenmez evde
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola
Kefensiz gabire goydular m'ola

Derinimiş Çanakkale deresi
Goygunumuş şehidimin yarası
Acıya dayanamaz garip garısı
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Senin yavrum beşik ile belede
Yâdigarın galdı yavrum geride
Bir gelin eğlenmez ıssız bir evde
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Bir günüm doğarda bir günüm batmaz
Şu ıssız evlerde bir gelin yatmaz
Oğlumun yerini kimseler tutmaz
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola
Kefensiz gabire goydular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 37)

Öyle ağıtlarımız var ki; Edirne'de Yemen'de Kudüs'te kalanları anlatır. Yedi kardeşinden bazılarının şehit düşmesiyle yüreği yanan Ahmet Çavuş (Urfalı)'un yaktığı ağıt işte böyle bir ağıttır:

Yedi gardaşıdık gazada ünlü
Hep gara bıyıklı yüzleri benli
Zeybek şalvarlı da hep çuha donlu

Ben bu derdin hangisine yanayım
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.

Halil yoğun güder içi guzulu
Ali haba geyer golu sızılı
Gadir'in çocuklar gara yazılı

Ben bu derdin hangisine yanayım
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.

Ali ağam Edirne'de oldu şehit
Garabıyık Yemen'de ünlendi yiğit
İbik Ağam Kudüs'te kaldı bi büyük

Ben bu derdin hangisine yanayım
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.

Âşık olsam ağır ağır söylesem
El kaldırsam şu gönlümü eğlesem
Şu gönlümü gıl ipinen bağlasam

Ben bu derdin hangisine yanayım
Zencirler zapdetmez benim gönlüm. (Yaldızkaya 1992: 41)

Birleşmiş Milletler Kararıyla; 1950 Yılında Güney Kore'ye yardım amacıyla General Tahsin Yazıcı komutasında 5.000 kişilik Türk Tugayı da Kore'ye gönderilmiştir.Kore'ye ulaşan Türk askeri kendini çatışmanın içinde buldu. Mançurya sınırına yakın bir yer olan Kunuri'de süngü muharebesi ile bölgenin yabancısı olmasına rağmen efsâneler yarattı. Şehitler verildi yaralananlar oldu. Üç yıl süren Kore Savaşı sonunda evlerine dönemeyenlere ağıtlar yakılmıştır.

Anadolu'nun birçok yöresinden olduğu gibi Emirdağ'dan da Kore'ye gidip de dönemeyenlerden birisi de Balişoğlu Eyüp Can'dır. Eyüp Can'ın şehit olması üzerine bir yakını aşağıdaki ağıdı yakar. Ağıtta Türk askerinin Kore'ye gitmesini anlâmsız bulan Anadolu kadını bunu "Kore senin vatanın mı yurdun mu?" şeklinde ifâde ederken O'na "Kırk belikli gelin almaya" ve "Yerine kardeşi Abdil'i göndermeye râzı olacağını" belirtir.

İzmir'den mi kalktı Kore'ye gemi
Gemi gurban olam getir Eyüb'ü
Çok ağlattın anan ile Baliş'i
Kore senin vatanın mı yurdun mu?
Gayıbıdın oğlum şehit oldun mu?

Şubeye vardım da künyen okundu
Emirdağ'ı başımıza yıkıldı
Dostumuz ağladı düşman bakındı
Dön gel oğlum dön gel kurban oluyum
Sana kırk belikli gelin alıyım.

Köprüden ağrında gel bir görüyüm
Görüyüm de gadın oğlum ölüyüm
Apdil'i yerine vesek veriyim
Bir günüm doğar da bir günüm batar.
Kore dağlarında aslanım yatar.

Kardeşinin şehit olması üzerine bacısı Zehra'da uzunca bir ağıt yakar. Ancak ağıdın aşağıdaki mısraları hâfızada kalmıştır. Ağıtta; günlerce süren Kore yolculuğu "çığra yola" yani bir kişinin ancak geçebileceği ve kısa mesafelerde kullanılan yola benzetilirken Kore evlerinin ufaklığı ve insanının küçük boylu oluşu Anadolu kadınının ağzından şöyle dile getirilir.

Kore'ye gidiyor bir uzun çığra
Allah'ın aşkına Eyüb'e uğra

Eyüp bize biz Eyüb'e doymadık
Gelin alıp çeyizini dökemedik

Ufacıktır şu Kore'nin evleri
Benim gardaşımdır küçük beyleri. (Yaldızkaya1996: 6)

Millî Kahraman Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün mezarının İstanbul- Dolmabahçe sarayından Ankara'ya nakledilmesi sırasında Emirdağ yöresinin ünlü ağıtçı kadını Döne Öksüz (Halide'nin Döne) tarafından aşağıdaki ağıt yakılmıştır. Okuma - yazması olmayan ama ehl-i dil olan Anadolu kadını yaktığı ağıtta; "Anan kızı olsaydı yanarıdı derdine" mısrasında Atatürk'ün kız kardeşinin hayatta olmayışını "Ne bir kızı kalmış ne de bir oğlu" mısrasında ise ulu önderin çocuksuz oluşunu etkileyici bir şekilde ortaya koymaktadır.

Sana diyom sana Mustafa Kemâl
Riyakâr kulların yalandan yanar
Bu dünyada senin başına döner

Saraya gel Gâzi baba saraya
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

Işık dünya başımıza dar geldi
Gâzi baba hepisinden zor geldi
…………………………………….
İstanbul'dan Ankara'ya yürüdü tren
Moskof'un kralı Sal'ına duran
……………………………………

Saraya gel Gâzi baba saraya
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

Paşalar içinde Gâzi'dir süslü
İresmi geçitte de milleti yaslı
Sarayın içinde kılıcı paslı

Saraya gel Gâzi baba saraya
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

İsmet gondu sarayına yurduna
Ağladı askerin düştü ardına
Anan kızı olsaydı yanarıdı derdine

Saraya gel Gâzi baba saraya
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

İstanbul'un etirafi denizden avlu
Ne bir kızı kalmış ne de bir oğlu
Sarayda eğlenmez Paşa'mın göynü

Saraya gel Gâzi baba saraya
Sen düşürdün bir soğukluk araya. (Yaldızkaya 1992: 44)

1947 Yılında Emirdağ'ın Başkonak (Kolanşam) köyünün Arzılı mahallesine bir askerî uçak düşer. Hava Kuvvetleri tarihine geçen bu olayda iki pilot subay şehit olur. Şehit olan pilot subaylara yörenin ünlü ağıtçı kadını Topakkız (Gülsüm Köse) uzun bir ağıt yakar. Konar-göçer Türkmen kültüründen motifler de taşıyan bu ağıdın derleyebildiğimiz mısralarında ağıtçı kadının "yol (y)ıramış varamış köyüne" mısrasında söz ettiği "köy" "Hava üssü" "Haber verin âşiretinin beyine" mısrasında kastedilen "âşiret bey"i ise "Filo komutanı Paşa"dır.

Duman durmuş Arzılı'nın dağına
Yol (y)ıramış varamamış köyüne
Haber verin âşiretinin beyine
Gurbanlar olurum yaralı beyim
Arzılı buraya aralı beyim.

Yeni çıkmış subayın da birisi
Telde galmış saçların derisi
Duydum'ola anasıynan garısı
Gurbanlar olurum yaralı beyim
Tayyare buraya aralı beyim. (Yaldızkaya 1992: 88)

Sonuç olarak; ağıtlar kişilerin özgeçmişleri olduğu gibi bir bakıma toplumların da özgeçmişidir. Zira bir milletin tarihi serüvenini ağıtlardan izleyebiliriz. Cephede düşmana karşı verdikleri mücadelede çektikleri sıkıntıları şehit ya da gâzi oluşlarını cephe gerisindeki açlığı kıtlığı hastalığı ve içindeki ihaneti; bunlara karşı verilen mücadeleyi ağıtlarımızda görürüz. Şehit düşen ve gâzi olanların isimlerini belki tarih kitaplarında göremeyiz. Ama bunların analarının bacılarının yavukluları ve bu milletin hislerine tercüman olan âşıklarının söylemiş olduğu ağıtlarda isim isim bulabiliriz.Sözlerimi şâir Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun dizeleriyle bitirmek istiyorum.

Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i
Öleni kalanı gidip gelmeyeni.

KAYNAKLAR:
1. Elçin Şükrü. Türkiye Türkçesinde Ağıtlar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayını 1990.
2. Kaya Doğan. Anonim Halk Şiiri. Ankara: Akçağ Yayını 1999.
3. Özkan Nevzat; Osman Horata.Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi -12 Romanya ve Gagauz Edebiyatı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayını1999.
4. Yaldızkaya Ö. Faruk. Emirdağ Yöresi Türkmen Ağıtları. İzmir: Bayraklı Matbaası 1992.
5. Yaldızkaya Ö. Faruk. "Bir Kore Ağıdı" Erciyes Dergisi Sayı: 221 Mayıs 1996.
__________________
[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Olunun!!..]


[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Olunun!!..]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sanat Tarİhİ- Geniş Özet Kolera Türk Tarihi 0 11-21-2008 08:51 PM
AtatÜrk DÖnemİ TÜrk EĞİtİm Tarİhİ...Burada !! Kolera Türk Tarihi 0 11-21-2008 08:43 PM
MERSİN ÇEVRESİ VE TARİHİ ümit balaban Benim Memleketim 0 10-28-2007 01:51 PM
KİMYA TARİHİ Lincoln Bilim 0 04-01-2007 07:12 PM
FİZİK TARİHİ Lincoln Bilim 0 03-27-2007 11:30 PM


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:19 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO