Ateş Hattı icinde TÜRKİYE-AVRUPA İLİŞKİLERİ BİTKİSEL HAYATTA konusu , TÜRKİYE-AVRUPA İLİŞKİLERİ BİTKİSEL HAYATTA Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararını aldığı Aralık 2004’ten bu yana –hatta Türkiye’ye aday ülke statüsünün verildiği Aralık 1999 Brü...
|
|||||||
| Kayıt ol | All Albums | Üye Listesi | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||||
|
TÜRKİYE-AVRUPA İLİŞKİLERİ BİTKİSEL HAYATTA
TÜRKİYE-AVRUPA İLİŞKİLERİ BİTKİSEL HAYATTA Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararını aldığı Aralık 2004’ten bu yana –hatta Türkiye’ye aday ülke statüsünün verildiği Aralık 1999 Brüksel zirvesinden bu yana- Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde umut veren veya sevindiren hiçbir gelişme yaşanmadı. 1999’un üzerinden 8 (yazı ile sekiz) ve 2004’ün üzerinden 3 (yazı üç) yıl geçti. Bu süreçte Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde 0 (yazı ile sıfır) sorun çözüldü. Her ne kadar taraflar birbirine verdiği taahhütlerin arkasında durduğunu beyan etse de Brüksel’in bütün gayreti Türkiye’yi bıktırıp masadan kaldırmaya yönelik. Ancak Brüksel “Türkiye’den kurtulmayı” istemiyor. Brüksek “tam üyelik” umudu ile süren müzakere sürecinde Türkiye’yi mümkün olduğu kadar tektipleştirmeyi Türkiye’yi kendisine daha bağımlı kılmayı ve Türkiye’nin “Avrupa’dan kurtulmasını” önlemeyi hedefliyor. Bugünden sekiz yıl önce aday ülke olduğumuzda gün ortasında havai fişeklerle bunu kutlarken bir gün Avrupa Birliği’ne üye olacağımızı düşünüyorduk. Bunu düşünmemizin nedeni de bize bunun vaat edilmesiydi. Bugünden üç yıl önce müzakereler başlarken Birliğin çeşitli organlarının ortaya koyduğu dehşet verici belgeleri görmemizle beraber asla tam üye olamayacağımızı görürken yine de buna sevinmeye zorlanıyorduk. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda bizim olmayan iki zırhlının sanki bizimmiş gibi gidip Sivastopol ve Odesa’yı bombalaması neticesinde bizi ilgilendirmeyen dünya savaşına girmemiz ve “Almanya’nın lehine cihat” ilan etmemiz gibi. Başlatılması kararı açıklanan müzakerelerin “ucu açık” olacaktı ve “sonucu da garanti edilmeyecekti”. Ama biz mutlaka “Avrupa kurumlarında demirli” olacaktık. Henüz üye değildik ama “üyeymiş gibi” her şeyden sorumluyduk. Her isteyen üye her istediği başlıkta istediği her şeyi her zaman veto edebilecekti. Üstelik her başlığın açılışı da kapanışı da ayrı ayrı oylanacaktı. Bunlar kurallardan sadece birkaçı idi. Umutla ve sabırla geçen 1.000 (yazı ile bin) günden biraz fazla zamanda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yaşanan temel sorunlar ve Türkiye ile üye ülkeler arasındaki ilişkilerde bilenen anlaşmazlıklar hakkında bir gelişme sağlanamadı. Türkiye’ye dostane biçimde davranmaya özen gösteren Gerhard Schröder Angeka Merkel ile Jacques Chirac Nicholas Sarkozy ile görev devir teslimi yaptı. Siyasi başarıyı Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini sabote etmekle sınırlı gören Sarkozy’nin yoğun çabası ile zaten yorgun ve yılgın olan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bitkisel hayata girdi. Geçen 1.000 (yazı ile bin) küsur günde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde “Kıbrıs” konusu bir formüle bağlanamadı. Ayrıca Avrupa Birliği bütün vaatlerine rağmen Kuzey Kıbrıs üzerindeki haksız uygulamalarının sonlandırılması için de bir adım atmadı. Avrupa Birliği ve üyeleri sadece Kıbrıs konusunda değil “Kürt” ve “Ermeni” konularında da kendilerinin kötü olmadığını düşündürenleri utandırdılar. Bugün dönüp yakın geçmişe baktığımızda Avrupa Birliği ile “müzakere süreci” yaşadığımıza göre bunun mikro veya makro boyutta somut bir faydasını görebilmemiz gerekirdi. Basit bir fayda-maliyet analizi yapıldığında geçirdiğimiz bin günün simgesi olacak buna anlam verecek bir olgu görebilmek gerekirdi. Müzakerelerin başlaması kararının alınmasından bu yana tarafların birbirine bakış açısında ve beklentilerin olumluya doğru gelişmediği de bir gerçek. Mevcut şartlara bakıldığında Türkiye’nin Avrupa’nın gelecekteki mimarisi içinde yer almayacağı kesin gibi. Ancak Türkiye Avrupa Birliği ile karşılıklı çıkarlar ölçüsünde enerji ve savunma sahalarında yakın ve doğrudan işbirliği içinde olabilir. Ancak Brüksel’in zaten bu iki hususa da destek ve önem verdiği düşünüldüğünde aslında bütün müzakere sürecinin gerekliliği de sorgulanmaya müsait bir hale geliyor.
__________________
[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Olunun!!..] [Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Olunun!!..] |
![]() |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| NELER OLUYOR HAYATTA? | eXTReMe | Komik Resimler | 1 | 06-01-2008 06:11 PM |
| AVRUPA VE TÜRKİYE’NİN YOLLARI AYRILDI | tcaner | Ateş Hattı | 0 | 06-30-2007 09:25 AM |
| CUMHURİYETİMİZİN İLK YILLARINDA TÜRKİYE SSCB İLİŞKİLERİ | mue_71-1991 | Türk Tarihi | 0 | 05-27-2007 03:59 PM |
| hayatta yapamadıklarınız? | alemdar_34 | Muhabbet Cafe | 7 | 04-02-2007 11:04 PM |
| hayatta en çok korktuğunuz üç şey nedir? | canozum | Muhabbet Cafe | 6 | 03-31-2007 02:12 PM |