Ateş Hattı icinde PEKİYİ, MALEZYA TÜRKİYE OLUR MU? konusu , PEKİYİ MALEZYA TÜRKİYE OLUR MU? Türkiye’de son dönemde yaşanan en hararetli tartışmaların arasında Türkiye’nin Malezya olup olmayacağı var. Türkiye’nin bir gün Malezya gibi olması veya olmaması şüphesiz Türkiye’ye bağ...
|
|||||||
| Kayıt ol | All Albums | Üye Listesi | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||||
|
PEKİYİ, MALEZYA TÜRKİYE OLUR MU?
PEKİYİ MALEZYA TÜRKİYE OLUR MU? Türkiye’de son dönemde yaşanan en hararetli tartışmaların arasında Türkiye’nin Malezya olup olmayacağı var. Türkiye’nin bir gün Malezya gibi olması veya olmaması şüphesiz Türkiye’ye bağlı ve bu nedenle iç politik bir konu. Ama Malezya Türkiye olabilir mi? İşte bu dış politik bir konu. Bunun için Malezya’yı dikkatlice incelemek gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde Richard Holbrooke’un yaptığı açıklamada “ABD 11 Eylül’den beri dünyanın her yerinde ılımlı İslami demokrasileri istediğini belirtiyor ama sadece iki tane var: Türkiye ve Malezya. Türkiye’de ılımlı bir Müslüman parti meşruiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ten alan ünlü milliyetçi partileri mağlup etti” dedi. Bu açıklama ile başlayan Malezya-Türkiye kıyaslamaları da Türkiye’nin Malezyalaşabilme olasılığını gündeme getirdi. Ancak Malezya’nın Türkiyeleşmesi olasılığı üzerinde hiç durulmadı. Halbuki bunun üzerinde daha çok durulması gerekirdi. Çünkü ABD’nin de batının da çıkarı “Malezya gibi Türkiye” değil “Türkiye gibi Malezya” gerektiriyor. “Ilımlı İslam” ülkesi kimliği tescilli olan Malezya’yı değerlendirirken hangi kıstasların gözetileceği çok önemli. Çünkü ABD eski dışişleri bakan yardımcısı Richard Holbrooke'un konuya yaklaşım tarzını ve temel bakış açısını anlayabilmek için bütün olasılıklara dikkat etmek gerekiyor. Malezya dünya devletler sistematiğinde “Türkiye’den daha İslamcı” bir çizgiye sahip. Ancak Suudi Arabistan veya İran ile kıyaslandığında ise “görece daha az İslamcı” bir kimlikle ön plana çıkıyor. Fakat yine de yakın bir zamanda Malezya’da şeriat hukuku hayata geçirilebilir. ABD’nin sözünü ettiği “ılımlı İslam” açısından bakıldığında Malezya’nın bıçak sırtı bir konumda olduğunu söylemek mümkün. Nihayetinde ABD’nin savunduğu dünya görüşünün Suudi Arabistan gibi dejenere sistemlerin ötesinde gerçek anlamda şeriat hukuku ile yönetilen bir sistemle uyumlu olması olanak dışı. Elbette Malezya’nın yavaş yavaş veya aniden şeriat hukukuna geçmesi ve “ılımlıdan daha fazla” İslami değerleri esas alan ve kutsal kitabı referans kabul eden bir sisteme geçmesi mümkün. Böyle bir durumda ABD’nin “bir zamanların ılımlı İslam devleti” Malezya ile ahengi hangi şartlarda veya hangi vade ile sağlıklı yürütebileceği ise tartışmaya açık. Bugün “ılımlı İslam” kimliği ile övülen Malezya’da Müslümanlar ve gayri Müslimler farklı hukuk sistemlerine tabi. Bu şartlarda bölgesel ve etnik farklıların üst kurumu olan hukuk sistemlerinin de aidiyetlere göre başkalık göstermesi modern demokrasilerde de çokkültürlü toplumlarda da sindirilebilmesi kolay olmayan bir öğe. Örneğin tek milletten veya tek halktan söz edilecekse ve bu esas üzerine ülke konusunda bütün toplumu birbirine bağlayan bir ortak payda kurulacaksa ancak ortak adil ve hakkaniyete dayanan bir hukuk sistemi ile mümkün olabilir. Malezya çokkültürlü bir toplum olarak dikkat çekiyor. Her üç Malezyalıdan birisi Çinli Her altı Malezyalıdan birisi Hintli. Malezya’nın yerli halkı olan Malaylar ise toplam nüfusun yarısından biraz fazlasına sahip. Her on Malezyalıdan birisi Hristiyan. Her beş Malezyalıdan birisi Budist. Dolayısıyla toplumda Budizm Hinduizm Taoizm Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi birbirinden farklı inanışlar var. Bu kadar büyük parçalardan ve hassas dengelerden oluşan Malezya açısından bütün bunlar elbette “farklılıkların zenginlik olduğu” şeklinde yorumlanabilir. Ancak diğer taraftan önemli bir gerçek de var. İngiltere Malezya’yı sömürgeleştirdiğinde bu ülkedeki bütün etnik kimliklerin kendi kendisini idare etmesine izin vererek Malezya’nın sömürülmeye ve işgale karşı direnişini önledi. O nedenle İngilizlerin böl ve yönet politikası ile bütünlük ve birlik sağlamayan Malezya sömürge oldu. Bugün Malezya’da devam eden “çokkültürlü” yapı da o dönemdeki İngiliz emperyalizminin pratikteki mirası. Malezya demokratik geleneklerin kökleştiği ve demokrasinin bütün kurumları ile işlerliğe sahip olduğu bir ülke olarak tanınmıyor. Milli gelir ortalaması Türkiye’den 1.5 kat daha fazla olan Malezya Türkiye ile kıyaslandığında daha zengin bir ülke. Bu zenginlik kadar zenginliğin toplumdaki dağılımı da çok önemli. İstatistik verilerine göre “ılımlı İslam” ülkesi Malezya’da sermaye birikimi zenginlik Çinliler için geçerli. Müslüman Malaylar ise fakir. Ekonominin %70’i Çinililerin elinde. Malezya’nın profiline bakıldığında yerli Müslüman halkının görece zengin olmadığını demokrasinin fazla işlemediğini sistemin radikal İslamcı cereyanların baskısı altında olduğunu ülkede ortak paydaların zayıf olduğunu toplumun kendi içinde çeşitli etnik ve dini gruplara bölündüğünü ve tek bir hukuk sisteminin geçerli olmadığını görüyoruz. Gerçekte ise Malezya’yı şu şekilde tarif etmek mümkün. Malezya Müslüman çoğunluğa sahip olan ama radikal İslam çizgisine “henüz” kaymamış bir ülke. Malezya farklı kültürlerin sosyal barış ile bir arada yaşamaya “henüz” devam ettiği bir sistem. Malezya “kısmen” liberal ve “bir parça” demokratik. Ayrıca Malezya anayasasına göre laik bir ülke! Malezya’da sadece demokrasi ve liberalizmin değil diğer mefhumların da “tam” olduğunu savunmak mümkün değil. Her etnik grubun kendi üniversitesine dahi sahip olduğu bu ülkede Müslümanlar şeriat mahkemesinde yargılanır şeri hukuka tabi ve Müslüman erkekler dört kadınla evlenebiliyor. Müslüman kadınlar başörtüsüz olarak kamusal alana giremiyor. Bir bakıma yoğun küreselleşme baskısının Malezya’da bütün anlamlarda ve kavramlarda çerçeve kaymasına yol açtığı söylenebilir. Daha sert bir yorum ile bütün olguların içinin boşaldığı ve yozlaştığı da söylenebilir. Malezya’nın panaromik bir fotoğrafına bakıldığında “ılımlı İslam’a” sahip bu ülkenin bir gün Türkiye olması çok zor. Ancak aynı şekilde Malezya’nın “ılımlı İslam’ın” neticesinde demokrasi ve liberalizm de dahil olmak üzere toplumda ve devlette yer alan kavramlarda bozulmanın önüne geçmesi de yakın bir olasılık değil. Zenginleşerek başkalaşan ve gelişerek zayıflayan Malezya’nın bundan sonra giderek daha “az ılımlı İslam’a” teslim olması beklenebilir. Nitekim Malezya’nın 1957 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana geçen süreçte farklılıklar ve bölünmüşlük üstüne bina edilen siyaset ülkeyi –küresel dengelerin de etkisi ile giderek- daha fazla “ılımlı İslam’a” yöneltti. Yakın bir gelecekte Malezya’nın tutarsız çizgisi –buna tezat bir şekilde tutarlı sürüklenişi ile- ülkeyi daha fazla din ve etnisite temelli sorunların içine itebilir.
__________________
[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Olunun!!..] [Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Olunun!!..] |
![]() |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Malezya Başbakanı Ahmet Bedevi | Kolera | Din ve İslamiyet | 0 | 11-21-2008 11:16 PM |
| TÜRKİYE TANITIMI | CoRcH | Programlar | 0 | 06-26-2008 06:01 PM |
| kayahan-olur mu olur mu | volkan16 | Yerli Yabancı Klipler | 0 | 09-16-2007 03:46 PM |
| AB VE TÜRKİYE; STOCKHOLM SENDROMU | tcaner | Ateş Hattı | 0 | 08-11-2007 10:16 AM |
| TÜRKİYE VE KIBRIS | tcaner | Ateş Hattı | 0 | 06-09-2007 08:02 AM |