Ateş Hattı katogorisi içinde KAFKAS RULETİNİ KİM KAZANIR? Konusu Bu soruya kesin bir cevap verilebilir: Kafkasyalılar kazanamaz! Karadeniz ile Hazar Denizi ve Asya ile Orta Doğu arasındaki “sıfır noktası” olan Kafkasya Doğ...
|
|||||||
| Kayıt ol | All Albums | Üye Listesi | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#1 (permalink) |
Bu soruya kesin bir cevap verilebilir: Kafkasyalılar kazanamaz! Karadeniz ile Hazar Denizi ve Asya ile Orta Doğu arasındaki “sıfır noktası” olan Kafkasya Doğu ile Batıyı ve Kuzey ile Güneyi birbirinden ayırıyor. Kafkasya enerji kaynakları bakımından çok zengin. Belki de o nedenle Kafkasya’da bu kadar çok etnik sorun ayrılıkçı hareket sınır anlaşmazlığı terör ve istikrarsızlık var. Şayet Kafkasya’yı kabaca “Kuzey Kafkasya” ve “Güney Kafkasya” diye ikiye ayırırsak ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Güney Kafkasya’da üç devlet var. Bunlar Azerbaycan Gürcistan ve Ermenistan. Bunların içinde de bölgeler var. Örneğin Gürcistan’da Acaristan Abhazya ve Güney Osetya. Bir de Azerbaycan topraklarında Karabağ’da Ermenistan’ın olduğunu iddia ettiği bir “devletimsi” var. Kuzey Kafkasya bütünüyle Rusya’ya ait. Burada bir dizi özerk cumhuriyet var; Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Kabardin-Balkar Çeçenistan İnguşetya Dağıstan Kuzey Osetya Adige Kalmuk Stavropol Kray Krasnodar Kray ve Astrahan Oblast. Yine aynı coğrafyada Rusların Ermenilerin Gürcülerin ve Azerilerin yanı sıra bu milletler yaşıyor; Çerkesler Abhazlar Svanlar Çeçenler İnguşlar Dağıstanlılar Osetler (Asetinler) Ibıklar Tatlar (Padarlar) Kumuklar Karaçay-Balkarlar (Malkarlar) Nogaylar Lezgiler Laklar Avarlar ve daha birçokları. Sadece Çerkezlerden kuzeyli olarak bilinenler bile kendi içinde Abzah Hatukuay Kemirguvey Adamey Mahoş Şapsığ Natukhaç ve Ubuh diye ayrılıyorlar. Bu manzaraya bakınca Kafkasya’da savaş çıktığına değil neden bu kadar uzun bir süre çıkmadığına şaşırmak gerekir. Rusya Sovyet sonrası dönemde hem ABD’nin kendisini Kafkas Sıradağları’nın ardına yani Zakafkasya’ya sıkıştırma çabaları ile mücadele etti hem de kendi güvenliğini sağlayabilmek için yakın hariç (blijnıy zarubejnıy) politikasını sürdürmeye çalıştı. Çünkü Kafkasya SSCB için olduğu gibi Rusya için de hem siyasi ve askeri hem de ticari ve iktisadi açıdan “hayati öneme” sahipti. Savaşa Giden Yol… Kremlin bir süredir Balkanlar’da ve Asya’da kan kaybediyor. Halk ayaklanması ile Sırbistan’da (Ekim 2000) Miloseviç’i “Gül Devrimi” (2003) ile Gürcistan’ı ve “Turuncu Devrim” (Kasım 2004-Ocak 2005) ile Ukrayna’yı yitirdi. Kırgızistan’da (Şubat –Mart 2005) “Lale Devrimi’ni” ve Beyaz Rusya’da (Mart 2006) devrim girişimleri geleceğe yönelik kötü sinyaller verdi. 3 Haziran 2006’da Karadağ’ın Sırbistan’dan kopması karşısında çaresizdi. Rusya açısından 2008’de her şey daha kötüye gitti. Kosova –Moskova’nın müthiş mücadelesine rağmen- 17 Şubat günü bağımsızlığını kazandı. Rusya’nın Balkanlar’daki son kalesi Sırbistan da 7 Kasım 2007’de AB ile İstikrar ve Ortaklık Antlaşması imzaladı ve bu ülkede 11 Mayıs 2008’de yapılan seçimleri AB yanlıları kazandı. Rusya bu kesintisiz gelişen süreç boyunca önce Putin ve sonra Medvedev ile sert mesajlar verdi. Özellikle AB-Rusya NATO-Rusya toplantıları ile güvenlik konferansları Rusya’nın itirazlarını dile getirdiği zeminler oldu. Moskova kesin bir biçimde “günümüzde tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olması bir yana tek kutupluluk aynı zamanda imkânsızdır” mesajını vurguladı. ABD ile Denge Yok… Her ne kadar Rusya kendisini halen iki kutuplu sistemdeki konumunda görse de gerçekte Rusya bugün “bölgesel önemli bir güç”. Rusya açık toplum konusundaki kaygılarını 2005’te STK’ların etkisini yabancılardan para alarak sivil toplum kuruluşu kurulamamasını yasaklayan kanun ile sınırlasa da belirleyici bir avantaj elde edemedi. “Şangay” da gelecek vaat etmiyor. Diğer taraftan dünya petrol üretim ve kullanım pazarının yarısından fazlasını elinde bulunduran ve Hindistan İran Moğolistan ve Pakistan'ın gözlemci olarak bulunduğu Şangay İşbirliği Örgütü ABD'ye karşı henüz etkili bir kutup oluşturmadı. Putin Şanghay İşbirliği Örgütü'nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edilemez” diyerek bir anlamda birliğin üstlendiği misyonu ortaya koydu ama devamı “belki de henüz” etkili gelmedi. 1996 yılında beş ülkenin “terör ayrılıkçı hareketler ve dinsel fanatizme karşı mücadelede işbirliğine gitmek” amacıyla başlayan Şanghay görüşmeleri 2001 yılında ise örgütün kuruluşu ile sonuçlandı. Beş devlet ile başlayan örgütün tam üye sayısı sonra altıya ulaştı: Rusya Çin Kazakistan Tacikistan Kırgızistan Özbekistan. ABD’nin hegemonya karşıtlığı bulunan jeostratejik bir adım olarak başlama nedeni "üç bela" olarak adlandırdıkları terör ayrılıkçı hareketler ve dini fanatizmin arkasındaki güç olarak ABD’yi görüyorlardı. Örgüt ABD karşıtı ilk ciddi adımı 2005’te attı; ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı yapıldı. Ayrıca Kolektif Güvenlik Antlaşması Taşkent’te Mayıs 2002'de imzalandı. Antlaşmaya taraf ülkeler Rusya Ermenistan Azerbaycan Beyaz Rusya Gürcistan Kazakistan Kırgızistan Tacikistan ve Özbekistan oldu. Moldova Türkmenistan ve Ukrayna antlaşmadan çekildiler. BRIC: Ne Var ne Yok… Rusya’nın ABD’yi dengelemek için çaba harcadığı bir zemin ise BRIC. BRIC uluslararası bir ekonomik zemin adını üye ülkelerin ilk harflerinden alıyor: Brezilya Rusya Hindistan ve Çin. %5 ila %10 büyüme hızına sahip olan bu ülkeler 2050 yılında G-8’i sollayabilecek olanaklara sahipler. Dünya nüfusunun %4’üne yani yaklaşık 2 78 milyar nüfusa sahip olan BRIC dünya ekonomisinin %10’unu kontrol ediyor. Kazakistan’ın da gelecekte BRIC’e dahil olabileceği belirtiliyor. Böylelikle BRICK adını alacak olan bu zemin gelecekteki en büyük meydan okumalara imza atabilir. Şayet o kadar süre devam ederse ve bir mekanizmaya dönüşebilirse… NATO’ya Karşı Çare Yok… Buna karşılık 1999’da Çek Cumhuriyeti Polonya ve Macaristan’ın 2004’te Estonya Letonya Litvanya Bulgaristan Romanya Slovenya ve Slovakya’nın NATO’ya katılımını engelleyemedi. Kremlin Arnavutluk ve Hırvatistan’ın 2009’daki katılımının da önüne geçemedi. Aynı şekilde Moskova açısından Gürcistan ve Ukrayna’nın üyeliğini de engellemek şu an için olanaklı görünmüyor. Yıldız Savaşları’na Cevap Yok… Rusya bu arada savunma konusunda çok ciddi bir sorunla karşılaştı. 1980’lerde resmi adı “Stratejik Savunma Girişimi” (Strategic Defense Initiative) olan ve bilinen adıyla “Yıldız Savaşları” projesi 1980'li yıllarda Reagan döneminde SSCB’nin çöküşünün temel nedenleri arasında yer almıştı. SSCB ABD ile her alanda rekabet etse de bu projeye karşılık verememişti. Proje özetle ABD’nin SSCB'nin kıtalar arası balistik füzelerini uzaydan kontrol edilen lazer ışınları ile henüz Amerikan topraklarına ulaşmadan yok etmesi üzerine kuruluydu. Silahlanma yarışının klasik evresinin sonlandığı anlamını taşıyordu. ABD Başkanı George W. Bush bu projeyi 2000’li yılların başında yeniden gündeme getirdi. Bu defa “Ulusal Füze Savunma Sistemi” veya kamuoyunda bilinen ismi ile “Füze Kalkanı” projesi yine rakipsiz ve Rusya’nın bu projeye karşılık verme olanağı yok. Bu projede önceki gibi kıtalararası füzeleri uydu desteği ile izleme ve gerektiğinde rampasında veyahut seyrüseferi sırasında atmosfer seviyesinde füze veya lazerle imha etmeyi öngörüyor. Bu projenin ABD ile dost ülkelerde örneğin bütün NATO’da yaygınlaştırılması da mümkün. Proje ile “haydut devletlere” “asimetrik tehdit üretilen bölgelere” ve “teröristlere” karşı güvenlik için de yararlanılabilir. Projenin radar üssü Çek Cumhuriyeti’nde olacak ve Rusya bu konuda sadece Çeklere yaptığı petrol sevkıyatını azaltarak cevap verebildi. Son İki Koz: Etnisite ve Enerji… Bu durumda Rusya iki büyük koza yöneldi. Birincisi etnik ihtilaflarda dengeleri ustalıkla manipule etmekti ve ikincisi de “enerji kozu” idi. Moskova birincisinde başarısız ikincisinde başarılı oldu. Bugün Rusya AB’nin en büyük enerji tedarikçisi. Enerji fiyatlarındaki muazzam artış Rusya’nın toparlanmasına büyük katkı sağladı. Rusya yakın haricinde bir dizi uydu devlet kurdu. Hem bunların sayesinde hem de hala kendi yanında saf tutan rejimlerle bir bakıma uzun bir barikat kurdu. Transnistria... Moldova Osmanlı egemenliğinden 1812’de çıktı ve Rusya’ya dahil oldu. Moldova daha sonra sıklıkla Rusya ve Romanya arasında el değiştirdi. 1924 yılında Moldova Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Moldova sadece İkinci Dünya Savaşı sırasında dahi SSCB ile Romanya arasında iki defa el değiştirdi. 1947’de Romanya ile ilişkisi kesilen Moldova Gorbaçov döneminde yeniden Rusya’dan ayrılmak için harekete geçti ve 27 Ağustos 1991’de bağımsızlığını kazandı. Transnistria (Pridnestrovie) Moldova ve Ukrayna arasındaki sınırın doğu hattı boyunca uzanan ve “de facto” bağımsız bir ülke. Ancak uluslararası toplumun tanımadığı ve Moldova sınırları dahilinde kabul ettiği Transnistria 2 Eylül 1990’da bağımsızlığını ilan etti. Dinyester Nehri boyunca uzayan ve merkezi Tiraspol olan Transnistra bugün kendi askerine polisine bayrağına postasına milli marşına ve yönetimine sahip. Transnistria Rusya’nın bölgesel politikaları açısından büyük öneme haiz. Kosova deneyiminin küresel politikalarda geçerlilik kazanması bu bölgedeki dengeleri ciddi biçimde etkileyebilir. Güney Osetya ve Abhazya... Hem Abazya hem de Güney Osetya SSCB’nin dağılması sürecinde Rusya’nın desteği ile kuruldular. Rusya’nın her ikisine de maddi ve askeri destek sağladığı biliniyor. Fakat bağımsızlıkları tanınmayan bu iki bölge için Avrupa Birliği Amerika Birleşik Devletleri BM Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Avrupa Birliği Konseyi gibi uluslararası örgütler Gürcistan’ın parçası olarak kabul ediyor ve anlaşmazlığın her iki tarafın barışçı yollarla çözümlemesini istiyor. Rusya’nın entegrasyona yöneldiği ve vatandaşlarına pasaport verdiği bu iki bölge Dinyester Bölgesi’ndeki Transnistria ve Yukarı Karabağ ile beraber uluslararası literatürde “Rusya’nın Kosovaları” olarak adlandırılıyor. Yukarı Karabağ... Yukarı Karabağ Azerbaycan'ın batısında İran ile Ermenistan sınırında olan Azerbaycan'ın sınırları içinde bölge. Yukarı Karabağ Azerbaycan’a ait olsa da şu an Ermenistan’ın işgali altında ve burada Erivan’ın kurduğu ve Ermenistan da dahil olmak üzere kimsenin tanımadığı bir devlet var. Yukarı Karabağ Sovyetler Birliği döneminde 1923'ten 1989'a kadar Dağlık Karabağ Sovyet Sosyalist Özerk Bölgesi adını taşıyordu. 10 Ekim 1991’de Rusya’nın desteği ile Dağlık Karabağ Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığı ilan edildi. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Azerbaycan 31 Ağustos 1991’de SSCB’den ayrıldığını 1977 tarihli SSCB Anayasasının 72. Maddesi’ne dayanarak ilan etti. Bunun üzerine Yukarı Karabağ Ermenistan’ın ve Moskova’nın onayı ile 2 Eylül 1991’de -muhtemelen bölgesel dengelerin gözetilmesi kaygısı ile- Azerbaycan’dan “teknik” olarak ayrıldı. Azerbaycan bu kararı tanımadı ve 26 Kasım 191’de Yukarı Karabağ’ın otonom statüsünü 1978 tarihli anayasasının 70. Maddesinde yer alan “Azerbaycan’ın sınırlarının kendi onayı olmadan değiştirilemeyeceği” ve aynı anayasanın 78. Maddesi’ndeki “Otonom Yukarı Karabağ Bölgesi ve Otonom Nahçivan Bölgesi Azerbaycan’a aittir” ifadesi ile 83. Maddesi’ndeki “Otonom Yukarı Karabağ Bölgesi Azerbaycan sınırları içinde otonom bir bölgedir” ve 114. Maddesi’ndeki “Sadece Azerbaycan Otonom Yukarı Karabağ Bölgesi’nin sınırlarına karar verir” ibareleri uyarınca kaldırdı. Yukarı Karabağ Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki en büyük sorunların başında yer alıyor. Bölgede etnik çatışmalar 1990’ların başlarında başladı. Ermenistan’ın Karabağ’ı kendi sınırlarına katma isteğini açıklamasının ardından bu çatışma Ermenistan ve Azerbaycan arasında savaşa dönüştü. 1991 yılında Kafkasya'da yeni cumhuriyetlerin birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiği dönemde Rusya tarafından boşaltılan üslerden elde edilen ağır silahlar savaşta dengenin Ermenistan'dan yana ağır basmasına neden oldu. Ermenistan Yukarı Karabağ bölgesini ve bu bölgenin çevresindeki altı ilçeyi (rayon) işgal etti. Yukarı Karabağ’daki ayrılıkçı Ermeni yönetimi bu arada 1991 yılında yasadışı biçimde bağımsızlığını ilan etti. Bu savaşı sona erdiren ateşkes antlaşması 1994 yılında Bişkek kentinde imzalandı. Yukarı Karabağ’da 25 Şubat 1992'de Hocalı Soykırımı ve daha birçok katliam yaşandı. Sırp Cumhuriyeti... Sırp Cumhuriyeti’nin herhangi bir tarihi veya siyasi arka planı bulunmuyor. Sırp Cumhuriyeti’nin Bosna Savaşı’nın başlamasından önce yaklaşan dönemsel şartlar uyarınca ve Boşnaklara yönelen soykırım projesinin bir parçası olarak kurulduğu yorumu yapılabilir. Merkezi Banja Luka olan Sırp Cumhuriyeti Bosna Savaşı’ndan kısa bir süre önce kuruldu. Sırp Cumhuriyeti Bosna Savaşı’nın ardından imzalanan Dayton Antlaşması’nda ise Bosna-Hersek’i teşkil eden ve Boşnak-Hırvat Federasyonu ile Bosna-Hersek’in diğer bir idari unsuru olarak yer aldı. 1995 tarihli Dayton Antlaşması uyarınca ülkenin toplam yüzölçümünün %49’una sahip olan Sırp Cumhuriyeti ülkenin kuzeyine kuzeydoğusuna ve doğusuna sahip. Savaştan sonra sayım yapılmadığı için nüfusuna ilişkin güvenilir bir veri bulunmuyor. 1 5 milyon nüfusa sahip olduğu tahmin ediliyor. Başta Srebrenitsa olmak üzere savaş sırasında etnik arındırma kampanyalarının yürütüldüğü birçok bölge Sırp Cumhuriyeti’nin sınırları dahilinde. Nüfusunun %92’si Sırplardan müteşekkil Sırp Cumhuriyeti bölgesindeki Boşnak nüfus savaştan önce 356 000’in üzerindeydi. Ama savaştan sonra bölgede 37 000 Boşnak kaldığı varsayılıyor. Aynı şekilde buradaki Sırp nüfusunun da Boşnaklarla ters orantılı bir biçimde arttığı biliniyor. Bosna Savaşı nedeniyle “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” işlediği iddiası ile suçlanan çok sayıda Sırpın burada yaşadığı tahmin ediliyor. Sırp Cumhuriyeti Dayton Antlaşması’nda öngörülen Boşnak ve Hırvatların geri dönüş hakkını kullandırmıyor. Sırp Cumhuriyeti’nde son dönemde Bosna-Hersek’ten ayrılmak isteyen siyasi akımlar giderek güçleniyor. Ayrılıkçıların hedefi Sırp Cumhuriyeti’nin Bosna-Hersek’ten bağımsızlığını kazanması ve daha sonra Sırbistan’a bağlanması. Gazprom… Rusya’nın dünyadaki konumunu korumak ve geliştirmek için en büyük kozu Gazprom. 1989’da politik şartlar nedeniyle SSCB Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı’nın gaz tedariki ve nakli ile ilgili bölümü Gazprom adı altında devlet konsorsiyumu şeklinde yeniden biçimlendirildi. İlk başkanı Viktor Çernomirdin oldu. Batı ve Kuzey Sibirya’daki çalışmaları ile dünya kullanılabilir doğal gaz rezervinin %25’ini elinde tutan Gazprom aynı zamanda RF ekonomisine de hâkim. Gazprom’un sahip olduğu boru hattı ağı 150.000 kilometre. 179 dağıtım noktasından 80.000 yerleşime 428.000 kilometre hat ile gaz dağıtıyor. 17 Şubat 1993’te hukukî ve mâlî yapısı anonim şirkete çevrildi.Gazprom bu sayede Fransa ve Finlandiya ile iş yapmaya başladı. 2004 yılında 545 milyar metreküp (yaklaşık 5 5 milyar dolar) gaz satan Gazprom’un başında 2001’den bu yana Aleksey Miller bulunuyor. Kuşkusuz Gazprom 460.000 hissedar için olduğu kadar Konsey için de çok kıymetli. Gazprom’un %36 81’i tüzel kişiliklere %11’i yabancı tüzel kişiliklere %13 32’si RF vatandaşı gerçek kişiliklere ve %38 37’si doğrudan RF’ye ait. Gazprom aynı zamanda Berlin-Moskova ekseninde de çok önemli bir konu başlığı. Temel olarak ABD’nin Avrasya’daki etkisini ve tesir sahasını Almanya-RF ilişkilerinin gelişimine endeksli kılmayı hedefleyen eksen Gazprom’a önemli bir işlev veriyor. Enerji kaynağı sınırlı olan Almanya yılda 100 milyar metreküp doğal gaz tüketiyor. Berlin bunun sadece %20’sini kendi üretimi ile karşılayabiliyor. Doğal gaz gereksinimi Almanya’da da -bütün dünyada olduğu gibi- sürekli yükselen bir çizgi takip ediyor. AB’nin 2004 yılında 515 milyar metreküp olan doğal gaz tüketiminin 2020 yılına kadar 730 milyar metreküpe yükselmesi bekleniyor. Söz konusu miktarın %27’lik bölümü ile ilgili henüz herhangi bir anlaşma imzalanmadı. Doğal gaz gereksiniminin %35’ini RF’den tedarik eden Almanya açısından RF’nin sahibi olduğu 47 6 trilyon metreküp kullanılabilir rezervin -dünya kullanılabilir doğal gaz rezervinin dörtte biri- ve yıllık 545 milyar metreküplük (2004) üretiminin özel bir değeri var. Alman firması Ruhrgaz Gazprom’un %6 43’üne sahip. Rurhgaz bu sayede Gazprom’un en büyük iştirakçileri ve en büyük yabancı ortağı konumunda. Gazprom açısından sıcak para ve teknoloji transferi Winterschall AG Achimgas Wingas ve BASF gibi diğer Alman firmaları ile işbirliği için önemli ihtiyaçlar. Bu arada belirtmek gerekiyor; Achimgaz BASF’a ait Winterschall AG ile Gazprom’un eşit hisse ile kurduğu ortak şirket. Wingaz’da ise Winterschall’ın %65 ve Gazprom’un %35 hissesi var. Gazprom Eylül 2005’te BASF ile Kuzey Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı’nın (NEGP) için anlaşma sağladı. NEGP’nin %51’i Gazprom’a ait olacak. BASF ve EON ise %24 5’er hisse alacak. NEGP Almanya’nın RF’nin doğal gaz rezervlerine doğrudan erişimini temin edecek. Gazprom Alman firmalarını “stratejik ortak” olarak ilân etti. Bu arada Alman bankası Deutsche Bank Gazprom’a verdiği 200 milyon Dolar’lık kredi ile önemli bir konumda. Deutsche Bank ortağı olduğu RF bankası United Financial Group ile Gazprom’un %6 9 hissesini sattı. Rusya’yı Kuşatan Projeler… Rusya’nın giderek daha fazla zorlanmasına neden bir dizi proje var. Bu projeler Kremlin’in dış politikadaki hareket serbestisini büyük ölçüde sınırladı. Bunlar Gürcistan’ın NATO ile Barış İçin Ortaklık programına katılması ve gelecekte NATO üyesi olacak olması kadar önemli. Nabucco Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı (BTC) Şahdeniz-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi Rusya açısından bazı kapatılması zor yaralar açabilir. Bu projeler Orta Asya ve Kafkasya’nın dünya pazarlarına ulaşmasını sağlayacak. Elbette dünyanın da Orta Asya ve Kafkasya pazarlarına… NABUCCO… Nabucco Boru Hattı Türkiye'den AB ülkelerine doğal gaz taşımak amacıyla yapılması düşünülen bir boru hattı projesi. Avrupa'nın en büyük doğal gaz tedarikçisi konumundaki Rusya'dan yapılan sevkıyata alternatif olması amacıyla daha çok ABD ve AB tarafından destekleniyor. Türkiye'den başlayacak olan 3 300 km'lik bir boru hattının inşasına 2010'da başlanacak. Proje 2002 yılında BOTAŞ (Türkiye) tarafından başlatıldı. Türkiye'den sonra Avusturya'ya kadar sırasıyla Bulgaristan Romanya ve Macaristan'dan geçecek. Ortakları eşit hisse ile BOTAŞ (Türkiye) Bulgargaz (Bulgaristan) Transgaz (Romanya) MOL (Macaristan) OMV (Avusturya ve RWE (Almanya). 2020 yılında 31 milyar metreküp doğalgaz taşıyacağı varsayılan hat aynı zamanda AB'nin Trans-Avrupa Enerji Hattı'nın bir parçası. İlk hesaplara göre toplam maliyet 4.6 milyar Avro. Hat Erzurum'da Türkiye-İran Doğalgaz Hattı ile birleşerek yine yapımı düşünülen Trans-Kafkas Gaz Hattı ile bağlanacak. Bu özellikleriyle hat hem Orta Asya'yı hem de Orta Doğu'yu gaz hatları olarak bağlayacak ve batı ucunda Avusturya'nın temel doğal gaz taşıyıcısı hattı olan Baumgarten an der March Hattı ile birleşecek. BTC… Azerbaycan bütçesindeki toplam gelirin yaklaşık olarak %50’si petrol ihracından geliyor ve Azerbaycan’ın toplam ihracatının %90’ı da petrol ve doğalgazdan oluşuyor. Azerbaycan’ın Ermenistan’la yaşadığı problemler yüzünden Bakü - Ceyhan boru hattının güzergahı Gürcistan üzerinden geçerek geçti ve 1.760 kilometreye ulaştı. Yıllık 50 milyon ton kapasitesi olan hattın üzerinde 7 pompalama istasyonu var. 4 milyar dolarlık projenin ortakları şöyle; ADPŞ %45 BP Amoco %25 Unocal %7 48 Statoil %6 37 ENI Agip %5 ve TPAO %5 paya sahipler. Ceyhan’dan ilk petrol sevkıyatı 2006 yılının mayıs ayı içinde gerçekleşti. Hazar bölgesindeki ispatlanmış petrol miktarı yaklaşık 34 milyar varil. Tahmin edilen ise 270 milyar. 2010’da bölgede günde 3 7 milyon varil petrol üretimi yapılacağı tahmin ediliyor. Topraklarında pek petrol bulunmayan Gürcistan da transit geçişten pay alarak ekonomisine ciddi katkı sağlıyor. BTE… Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı Hazar Denizi'ndeki Şahdeniz yataklarından çıkartılan doğalgaz Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırıyor. Bakü'deki terminalden başlayan boru hattı Türkiye'ye kadar Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) ile aynı araziden geçiyor. Yıllık 30 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak kapasiteye sahip olan BTE'yi Şahdeniz yataklarının “Merhele-1” projesi kapsamındaki rezervi de 178 milyar metreküp. 2012 yılı itibariyle devreye girecek 'Merhele-2' projesiyle üretim miktarının arttırılması planlanıyor. Türkiye'nin Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ekseninde transit ülke olması ve Ceyhan Terminali'nin enerji ticaret merkezi haline dönüştürülmesi Doğu-Batı enerji koridorunun birleştirilmesi kapsamında BTE çok önemli. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı… “Demir İpek Yolu” diye de tanınan demiryolu projesi yine Kafkasya ve Orta Asya’nın Rusya ile siyasi ve iktisadi bağlarını zayıflatacak güçte. Demiryolu hattı Azerbaycan'ın başkenti Bakü şehrinden Gürcistan'ın Tiflis ve Ahılkelek şehirlerinden geçerek Türkiye'nin Kars şehrine giriyor. Bu demiryolu hattı Azerbaycan'la Türkiye'yi birleştiriyor. Demiryolunun tamamı 180 km olan hattın toplam maliyeti de 450 milyon dolar. Demiryolunun 76 km'si Türkiye'den 29 km'si Gürcistan'dan 80 km'si ise Azerbaycan'dan geçecek. İstanbul Boğazı'nda sürdürülen Marmaray Projesi'nin de tamamlandığında bu hat Avrupa'dan Çin'e demiryoluyla kesintisiz yük taşınmasını sağlayacak. Avrupa ile Orta Asya arasındaki yük taşımalarının tamamı bu demiryoluna kaydırılacak. Hat devreye girdiğinde orta vadede yıllık 3 milyon ton yük taşınması hedefleniyor. Bu rakam 2034 yılında 16 milyon 500 bin ton yük ile 1 milyon 500 bin yolcu seviyesine çıkacak. Güney Osetya’da yaşananlar asla Osetyalılar ile ilgili değil. Gürcistan ve Rusya çok daha büyük bir zeminde çok boyutlu bir satranç tahtası üzerinde mücadele ediyorlar. Rusya’nın eli göründüğü kadar güçlü değil ve Gürcistan da göründüğü kadar zayıf değil. Bir uluslararası ilişkiler profesörü daha önce “Rusya ipek bir kadın çorabı gibidir” demişti. “Eğer çorap Kafkasya’da kaçarsa ve durdurulamazsa Moskova’ya kadar gider. Bu nedenle Rusya çorabı Kafkasya’da yapıştırmak zorunda”. Çorap şimdilik yapıştı. Ama bir daha kaçtığında neler olacağını kimse bilmiyor ![]()
__________________
![]()
|
|
|
|
|
